1 | 2 | 3 | 4
Siz de Yazın
ali ümit özdoğan
5 tane yamyam bir bilgisayar firmasında , programcı olarak görevlendirilirler. Müdürleri onlara hitaben:
- "Şimdi burada çalışabilirsiniz. Burada iyi para kazanabilirsiniz. Ama yemek yemek için firmanın kafeteryasına gideceksiniz ve diğer çalışanları rahat bırakacaksınız" der. Yamyamlar hiç bir çalışanı rahatsız etmeyeceklerine söz verirler. 1hafta sonra müdürleri gelir:
- "Çok iyi çalışıyorsunuz. Yalnız firmadaki temizlikçi kız kayıp. Ona ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sorar. Yamyamlarin hepsi hayır derler ve bu işle hiç bir ilgilerinin olmadığını söylerler. Müdür gidince yamyamların şefi yamyamlara döner:
- "Aranızdan hangi yamyam temizlikçi kızı yedi?" diye sorar. En arkadaki yamyam alçak bir sesle cevap verir:
- "Ben yedim" Bunun üzerine şef söyle cevap verir.
- Biz 4 haftadır grup müdürleri, bölüm müdürleri, proje yöneticilerini yiyip duruyoruz ki kimse farkına varmasın diye, senin durup dururken temizlikçi kızı yemen şart mıydı?!"
 
!2#6N50W
40 yaşlarındaki kadın,kalp rizi nedeniyle hastaneye kaldırıldı,kendinden geçmiş durumdaydı,doktorlar kurtarmak için çılgınlar gibi uğraşırken,tanrı kadını gördü,kadın inlemeye başladı -geliyorum tanrım! -hayırr! diye cvp geldi yücelerden, -daha önünde 35 yıl 2ay 8 gün var!kadın birden kendine geldi,biraz iyleşince,yüzünü gerdirdi,liposuction yaptırdı,göğüslerini dikleştirdi,kuaförünü getirtip saçlarını boyattırdı!artık bomba gibiydi,kendini çok iyi hissediyordu,ve nihayet taburcu oldu,taksiye binmek üzere, caddenin karşısına geçerkn,bi ambulans aniden çarptı,kadın kendinden geçmiş bi halde,-tanrım hani önümde daha 35 yıl vardı :((( tanrı yüksek bi sesle ; tanıyamadım !!!!
 
CANAN


MUM MUCİZESİ



Bayan O'Dunigan, Dublin'de O'Connel Caddesi'nde yürüyordu..

Karşıdan da rahip O'Rafferty geliyordu..

"Merhaba" dedi, rahip.. "Nasılsınız?.. Bay O'Dunigan nasıl?..

Sizi iki yıl önce ben evlendirmemiş miydim?.."

"Evet" dedi, Bayan O'Dunigan..

"Bebek" dedi, rahip.. "Bebeğiniz oldu mu, küçük O'Duniganlar?.."

"Maalesef" dedi, Bayan O'Dunigan.. "Henüz bebeğimiz yok..

Oysa öyle istiyoruz ki?.."

"Gelecek hafta Roma'ya gidiyorum" dedi, rahip.. "Vatikan'daki

Büyük kiliseye sizin için bir mum dikeceğim.."

"Teşekkürler Sevgili Rahip" diye adamın ellerini öptü kadın..

"Size minnettar olacağız.."

Birkaç yıl geçti aradan. Kadınla rahip bir daha karşılaştılar.

Rahip merakla sordu :

"Bebeğiniz oldu mu ?"

"Oldu" dedi, kadın. "Sekiz yılda üç ikiz, dört de tek

doğurdum, 10 çocuğumuz var."

"Harika" dedi Rahip. "Harika, Mucize işte bu.. Peki, o şirin

Kocanız ne yapıyor?"

"Dün Roma'ya gitti" dedi kadın,

"Sizin o Allahın belası mumunuzu üflemeye...


 
Sadık Totuş
---DALKAVUK---
Paşa hazretleri, kona­ğında yemek yerken patlı-­can musakkayı çok be­ğenmiş:

? Yahu, demiş... Şu patlıcan üzerine yemek
yoktur... Nesi olsa yenilir.
Yanındaki dalkavuk he­men atılmış:

? Evet, Paşa hazretleri, patlıcan gibi sebze yoktur.Nesi olsa yenilir...

Bir kaç gün sonra, sofraya patlıcan kaynıyarık gelin­ce Paşa kızmış:

? Yahu, demiş. Şu patlıcan da bir şeye benzese,
yenilecek şey değil...

Dalkavuk hemen söze atılmış:

? Haklısınız Paşa hazretleri, berbat bir şeydir. Şunu nasıl yerler anlamam...

Paşa, kaşlarını çatmış:

? Ulan, iki gün önce patlıcanı övüyordun. Şimdi ise yerin dibine sokuyorsun!..

Dalkavuk, yerlere kadar eğilerek:

? Aman Paşa hazretleri, ben patlıcanın değil, zatıalinizin dalkavuğuyum...

 
Sadık Totuş
TESADÜF BU YA!
Kopenhag'da bir genç doğum kliniğine girip da­nışmaya başvurdu:

? 48 numaralı odada yatan genç kızla görüşmek
istiyorum.

Nöbetçi hemşire sordu:

Hay hay! Siz nesi oluyorsunuz hastanın?
Ben mi? Erkek kardeşi...
Bu sırada hemşirenin yanında duran hanım hemen atıldı:

? Öyle mi? Çok memnun oldum tanıştığımıza. Ben
de annesiyim...

 
CANAN



Maymun kurmus çilingir sofrasini
ormanin ortasina, külhanbeylik yapiyormus. O sirada zürafa ordan geçiyormus, sormus: - "Vay maymun Kardes, nasilsin?" - "Iyiyim be anam, içiyorum içiyorum aslani dövüyorum." Zürafa tirsmis ve uzaklasmis.

Derken Zebra gecmis, o da sormus:
- "Selam maymun abi, ne var ne yok?"
- "N'olsun be gülüm hep ayni; içiyorum içiyorum aslani marizliyorum." Zebra da uzaklasmis ordan.

Bu kez köstebek, geçerken sormus: "Maymun ya naber?" "Iyilik koçum içyorum içyorum Allah ne verdiyse girisiyorum aslana!" Köstebek de sivismis

Ancak böyle böyle derken, olanlar aslanin kulagina gitmis ve aslan o tarafa dogru yola koyulmus.
Çikmis maymunun karsisina:
- "Eee anlat bakalim maymun efendi, ne var ne yok?"
Maymun hemen kendine çeki düzen vererek yanitlamis:
- "N'olsun be abi, içiyorum içiyorum abuk subuk konusuyorum."


 
zeki elgus
Güle güle anne . . .


Süper markette alışveriş yapmakta olan genç adam,kendisini
takip etmekte olan bir hanımı farkeder.Kadını görmezlikten gelsede,kadın
dik dik bakmaya devam eder.
Nihayet kasa önünde kuyruğa gelirler.Kadın adamın birkaç sıra
önüne düşmüştür.Kadın derki:''Özür dilerim.Böyle dikkatli bakmam sizi
rahatsız etmiş olmalı. Üzgünüm ama geçenlerde ölen oğluma o kadar
benziyorsunuz
adam şöyle cevap verir bunu duyduğuma çok üzüldüm.Sizin için
yapabileceğim
birşey varmı?Evet yavrum az sonra eşyalarımı alıp çıkarken ne
olur bana güle güle anne diye seslene bilirmisin?tabiki der genç
adam.Yaşlı kadın çıkarken genç adam ona elsallar ve güle güle anne diye
seslenir.adam birisini mutlu etmenin mutluluğu içinde gülümser ve ödeme
sırası kendine gelince kasanîn 150 tl. yazdığını görür kasiyere sorar bu nasıl olur
alt tarafı üç parça eşya aldım der.Kasiyer gayet sakin cevap
verir "anneniz hesabını sizin ödeğeceğinizi söyledi"
 
Gülay Göktaş
Bir adam öbür dünyaya gitmiş.Temiz ve günahsız olduğu için hemen cennete almışlar.Bir iki hafta sonra adam sıkılmış ve Meleğe gidip:
Cehennemi ziyaret edebilirmiyim diye sormuş.
Melek : Tabii...Sana hemen gidiş-geliş izni hazırlayım demiş.
Adam cehennemin içine girer girmez ağzı bir karış açık kalmış.
Adamın biri rahatça uzanmışi,buz gibi birasını içiyor,karşısında televizyon,yanında kadın...
Adam cennete döner dönmez Meleğe sormuş
Hani Cehennemdekiler azap çekiyorlardı?
Melek : Herşey göründüğü gibi deyildir.İşin aslı ;İçtiği bira alkolsüz,Seyrettiği televizyon Suudi Arabistan, yanında ki karısı :)
 
zeki elgus
YAKLAŞIM FARKI !!


Bir adam kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alır.
Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış
olmak için bunu Hacı Bektas Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak
ister.
O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı
Bektas Veli'ye anlatır ve Hacı Bektas Veli 'helal değildir' diye bu kurbanı
geri çevirir.



Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana'ya
anlatır .Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder.
Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul
etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana söyle der:
- Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe
konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.



Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergâhı'na gider ve Hacı Bektas Veli'ye,
Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı
Bektas Veli'ye sorar.
Hacı Bektas da söyle der:
- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir.
Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü
kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."


Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi
becerebilen bir insan olmamız dileğiyle
 
Sadık Totuş
---Denize girmek yasak----
Bir grup İngiliz, Amerikan ve Türk gemiyle yolculuk ediyorlarmış. Birden şiddetli bir fırtına kopmuş. Geminin batacağını anlayan kaptan hemen yolculara koşup gemiyi boşaltmalarını istemiş. Fakat kimse buna inanmayarak kendini denize atmayı kabul etmemiş. Bir süre sonra bütün yolcuların ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gören kaptan hemen bir tayfasını çağırmış. "Git bir de sen dene onları gemiden atlamaya ikna etmeyi" demiş. Tayfa gitmiş ve kısa bir süre sonra geri dönmüş. Kaptan merakla sormuş:
-Eee, noldu?
-Hepsi atladılar efendim.
Kaptan çok şaşırmış:
-Nasıl olur, daha demin kıllarını bile kıpırdatmamışlardı. Ne dedin onlara?
-Çok kolay. İngilizlere "Sizin gibi soylu insanlar batmak üzere olan bir gemide olmamalılar" dedim.
Amerikalılara deniz suyunun insan vücudu için çok faydalı olduğunu söyledim.
-Peki ya Türklere ne dedin?
-Onlara da "Denize girmek yasak! " dedim.
 
Direksiyonsuz otobüs :)
Sivas'ın bir köyünde yaşayan yaşlı bir amca varmış.Bu amcamız hayatı boyunca köyünden dışarı çıkmamış.İstanbul'da yaşayan torunlarından birinin düğününe gitmek için köyden çıkmaya mecbur kalmış.

Çocukları amcamızın geleceği otobüs firmasını arayarak " daha önce yolculuk yapmadığı için sahip çıkmasını" istemişler.Otogardan teslim alacaklarını da söylemişler.

Amcamız düğün dü törendi derken tekrar dönme vakti gelmiş.Çocukları ve torunları almışlar amcamızı otogara gitmişler.Otobüsün geçikeceğini öğrenen yakınları ,amcamızı muavine emanet etmişler.Giderkende babalarını bir koltuğa oturtup ordan kalkmamasını iyice tembihlemişler muavine.

Şakayı ve muzipliği seven muavin amcamızı tutmuş şöför koltuğuna oturtmuş.Yolcular yavaş yavaş binmeye başlamışlar tabi binerkende amcamızı şoför koltuğunda görüyorlar her geçen yolcuda bir şaşkınlık ve tedirginlik vs.
Herkes yerleştikden sonra otobüsün şoförü gelmiş.
Şoför ; Amca merhaba ,müsade edersen yerime geçeyim
Amca ; Burası benim yerim kimseye vermem
Şoför ; Amca kurban olayım nasıl senin yerin olur ,senin yerin arkada
Amca ;Git arkaya sen otur demiş amcamız.
Bizim şoför ne yapacağını bilmez şekilde amcayı ikna etmeye çalışıyor.
şoför :Amca arabanın direksiyonu burda ama demiş.
Amca : Al o zaman şu direksiyonuda cehennem ol git başımdan " demiş.
 
ÖZGÜR YAGMUR
BİZİM TEMEL İNGİLTERE YE GİTMEYE KARAR VERMİŞ.SONRA DEDİĞİNİ YAPMIŞ VE İNGİLTEREYE GELMİŞ.UÇAKTAN İNDİKTEN SONRA Bİ TAKSİYE ATLIYIP GİDECEĞİ YERE DOĞRU YOL ALMIŞ.TAKSİYLE GİDERKEN Bİ GÖLÜN YANINDAN GEÇERKEN TEMEL İLGİSİNİ ÇEKEN BİR ŞEY GÖRMÜŞ VE ARACI DURDURMUS.TAKSİDEN İNER İNMEZ BİRDE BAKSINKİ GÖLDE BİR ADAM BOĞULUYOR.BOĞULAN ADAM YARDIM İSTEYEREK KORKU DOLU BİR DİLLE HELP!HELP!HELP! DİYE BAĞIRARAK YARDIM İSTİYORMUŞ.BUNUN ÜZERİNE BİZİM TEMELDE DİYORKİ;ULA UŞAĞUM İNGİLİZCE ÖĞRENECEĞİNE YÜZME ÖĞRENSEYDİN YA :)
 
necdet ergün
YILIN FIKRASI

Bu hikaye trakyada geçmis gerçek
bir olay;
Yasli bir amca, eşeğinin üzerinde
karayolunda seyretmektedir.Bunu gören
trafik polisleri, amcaya takilmak
isterler ve durdururlar.
Polis : Be amca, necin
dakman golani? (Golan: Emniyet kemeri.) Amca : Dakmam be
iste!
Polis : E bak gördün
mu, simdi ceza keseceyik.
Amca : Kes bakalim ne keseceysan
da gidecem, acele isim var. Polis : Peki amca, cezayi sana mi
yazalim yogsam esege mi? Amca : ???
Polis : Yani cezayi
sana yazarsak bes milyon ödeycen, esege üç milyon
ödeycen.
Amca : Bana kes o zaman.
Polis : Neden sana
keseyon amca?
Amca : Onun sicili temiz ossun
ba, polis yapcez onu !!!!!
 
zeki elgus
HATIRLANABİLİROLMAK ! Nazim Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde tutsaklik günleri.
Koğus arkadaslarini okumaya yazmaya yönlendiren
Nazim, ayni zamanda cezaevi yonetimine de yardım etmektedir.
Cezaevi denetimine Adalet Bakanlıgı'ndan
bir mufettis gelir.
Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra
müdüre:
"Nazım da buradaymış,
çağir da görelim nasıl biridir?" der.
Nazım'ı odaya getirirler.
Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş
Nazım'ı tepeden tırnağa süzer ve:
"Demek Nazım sizsiniz." der.
Nazım'a oturmasi için yer göstermez.
Kısa bir konuıma sonrası,
"Gidebilirsiniz." der.
Nazım tam kapıdan çıkarken durur
ve müfettişe:
"Ömer Hayyam adını duydunuz mu?"
diye sorar.

Müfettiş hemen atılır:
"Kim duymaz Hayyam'ı."
Nazım:
"Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi?"
diye sorar.
Müfettiş şaşırır.

Nazım konuşmasını sürdürür,
"Görüyorsunuz sanatcıyı anımsadınız ama
hükümdarı anımsamadınız.
Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama
dönemin Adalet Bakanı'nı ve sizi
kimse anımsamayacak." der cıkar.
Müfettiş yaptığı yanlısı anlar,
Nazım'ı geri çağırır ama
Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur.

Sahi, o dönemin Adalet Bakanı kimdi?
 
gülay göktaş
Jim ile Mary akıl hastanesinde iki hastadır. Bir gün hastanenin yüzme havuzunun etrafında dolaşırken Jim aniden suya atlayıp en dibe batar. Bunu gören Mary hemen ardından atlar ve dibe kadar yüzüp Jim'i kurtarır. Tabii Mary'nin bu kahramanca davranışı hastanede olay olur. Bunu duyan başhekim de Mary'nin artık iyileştiğini düşünüp, hastaneden derhal taburcu edilmesi emrini verir. İşlemler yapılır, belgeler çıkartılır, Başhekim ayni gün Mary'nin yanına gider:
-Mary, sana bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haberim, yaptığın kahramanca davranıştan ötürü anladık ki akli dengen tamamen yerinde ve böylece hastanemizden taburcu oluyorsun. Kötü habere gelince, kurtardığın hasta, Jim, intihar etmiş. Az önce odasının banyosunda kendisini asmış bulundu.
- Mary gayet sakin yanıt verir: ?O intihar falan etmedi ki. Ben onu astım kurusun diye. ?
 
zeki elguş
Bir gün otururken pamuk prenses demiş ki: - Benim çadırımda sihirli ayna var girip sorayım hala en güzel ben mıyım?
Çadıra girip çıkan pamuk prenses demiş ki:
- Aynaya sordum hala en güzel benmişim.
Bunun üzerine herkul :
- Bir de ben sorayım hala en kuvvetli ben miyim ?
Ve çadıra girer. Çadırdan çıkınca derki
- Hala en kuvvetli benmişim.

Sıra notre dame'ın kamburuna gelmiştir. Oda
En çirkin hala ben mıyım sorayım diye çadıra girer.

Çadırdan on karış suratla çıkan nortedome'ın kamburu sınırlı bir
şekilde derki;
- Kim lan bu Reha Muhtar?
 
Sadık Totuş
Üniversite son sınıf öğrencisi yazılı sınavından
kalınca doğru hocasına
gider:
-"Siz sınıfta bırakarak hayata atılmamı önlüyor ve
beni cezalandırıyorsunuz. İşin bu yanını hiç düşündünüz
mü?"
-"Tabii düşündüm. Hocanın görevi bilgiyi ölçmek,
yeterli olmayanı sınıfta bırakmak değil mi?"
-"İyi. O zaman size bir teklifim var. Bir soru da ben
size soracağım.
Doğru cevabı verirseniz, ben kötü notumu kabul edip sınıfta
kalacağım. Bilemezseniz, notumu düzeltecek ve sınıfı
geçirteceksiniz. (Hocanın
keyfi yerinde. Teklifi kabul eder.)
Ve öğrenci sorar:
-"Yasal olup, mantıklı olmayan nedir?
Mantıklı olup, yasal olmayan nedir?
Ve de ne mantıklı ne de yasal olmayan nedir?"
Hoca uzun uzun düşünür ama cevabı bulamaz. İddia gereği öğrencisine iyi not vererek sınıfı geçirir. Ama aklı da soruda kalır. Sonunda sınıfın en iyi öğrencisini çağırır, olayı anlatır ve sorunun yanıtını bilip bilmediğini sorar.
Öğrenci hemen cevap verir:
-"Siz 65 yaşındasınız ve 23 yaşında bir kadınla evlisiniz.
Bu yasal ama mantıklı değil. Karınızın 25 yaşında bir sevgilisi var.
Bu mantıklı ama yasal değil. Siz karınızın sevgilisini, zayıf alıp sınıfta kalması gerekirkeniyi not verip mezun ediyorsunuz.
Bu da ne mantıklı, ne de yasal."
 
can
GÜZEL BİR FIKRA...


Ülkede kriz başlayınca iki genç Türk gazeteci atmışlar kendilerini yurtdışına... Bir iki hafta barlarda zaman geçirip, hayatın tadını cıkartmışlar. Sonra iş aramak için kapıları çalmaya başlamışlar.

Bir gün, iki gün, bir hafta, iki derken, ümitleri iyice kırılmaya başlamış. O sırada bir ilanı görünce gözleri parlamış.

"Çiftlikte çalışacak işçi aranıyor."

Koşarak gitmişler. Çiftlik sahibi, tepeden tırnağa süzmüş bizimkileri, sonra ellerine birer kürek tutuşturmuş, büyükçe bir ahırın kapısına götürmüş. Günde üç öğün yemek, saati 5 Euro karşılığında, ahırdaki gübreyi, 50 metre ilerideki kuyuya taşımalarını istemiş. Yatacak yer de vermiş. Umutsuzluktan umuda ulaşan bizim Genç Türkler bir haftalık işi iki günde bitirivermişler. Ahır pırıl pırıl olmuş. Çiftlik sahibi ağzı kulaklarında, bizimkilerin çalışmalarından son derece memnun, çiftlikte sürekli iş önermiş.

Bizimkiler, bir daha sokaklara düşmemek için kabul etmişler. Adam, bu sefer onları tavuk çiftliğine götürmüş. Makinenin başına gelmişler, anlatmış olayı. "Düğmeye basın, yürüyen bant çalışmaya başlar. Önünüzde iki kutu var, irileri sağ taraftakine, küçükleri sol taraftakine koyup, kutuları bantlayıp, ait oldukları kolilere yerleştireceksiniz. İş bu kadar basit...?, demiş ve gitmiş.

Geçmişler bizimkiler birer tarafa basmışlar düğmeye, bant hareket etmiş, önlerine bir yumurta gelmiş, almışlar ellerine, bakmışlar, bakmışlar, "iyi mi, kötü mü, büyük mü, küçük mü ? " tartışmaya başlamışlar. Bu arada bant akıyor ve tabii ki yumurtalar da, bantın ucundan çöp tenekesine düşüyor... Çiftlik sahibi tesadüfen gelmiş yanlarına. Bir bakmış ki onlarca yumurta boşa gidiyor, bizimkiler hala ellerinde bir yumurta tartışıyor. Durdurmuş bantı, "Ne yapıyorsunuz?" demiş kızgınlıkla... Gençler şaşkın bakınca,

"Siz Türkiye'de ne iş yapıyordunuz?" diye sormuş.

Bizimkiler "Gazeteciydik!" deyince, ?Belli" demiş adam,

"Bok atmayı çok iyi beceriyorsunuz ama, iyiyle kötüyü ayırt etmeyi bir türlü beceremiyorsunuz!"
 
can
YAMYAMLAR,

Bir bankada 5 tane yamyam, programcı olarak görevlendirilirler..
Müdürleri onlara hitaben:
- "Şimdi burada çalışabilirsiniz. Burada iyi para kazanabilirsiniz. Ama yemek yemek icin bankanın kafeteryasına gideceksiniz ve diğer çalışanları rahat bırakacaksınız" der.
Yamyamlar hiç bir çalışanı rahatsız etmeyeceklerine söz verirler. 4 hafta sonra müdürleri gelir:
- "Çok iyi çalışıyorsunuz. Yalnız katınızdaki temizlikçi kız kayıp. Ona ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sorar.
Yamyamlarin hepsi hayır derler ve bu işle hiç bir ilgilerinin olmadığını söylerler.
Müdür gidince yamyamların şefi yamyamlara döner:
- "Aranızdan hangi maymun temizlikçi kızı yedi?" diye sorar.
En arkadaki yamyam alçak bir sesle cevap verir:
- "Ben yedim" Bunun üzerine şef söyle cevap verir.
- "Ulan aptal! Biz 4 haftadır grup müdürleri, bölüm müdürleri, proje yöneticilerini yiyip duruyoruz ki kimse farkına varmasın diye, nasıl olsa onların bir işe yaradıkları yok senin durup dururken temizlikçi kızı yemen şart mıydı?!
 
ali zincir
Adamın biri, bir gün ağacın altında namaz kılıyormuş. Ağaçta bulunan başka biri de onu izliyormuş. Namazını bitiren adam daha sonra namazının kabul olması için Allah'a dua etmeye başlamış. - "Allahım sen namazımı kabul et." Ağaçtaki adam: - "Etmem", diye cevap vermiş. Adam şaşırmış. Tekrarlamış: - "Allahım sen kıldığım namazı kabul et." - "Etmem." Adamın şaşkınlığı iyice artmış. Yine: - "Allahım sen namazımı kabul et", demiş. Ağaçtaki adam tekrar: - "Etmem", deyince adam sinirlenmiş. - "Etmezsen etme. Zaten abdestsiz kılmıştım."
 
gülay göktaş
Pilotlar her uçuştan sonra, uçuş sırasında karşılaştıkları ve tamir edilmesi ya da ayarlanması gereken sorunları tamir bakım personeline bildirmek için bir form doldurur. Pilotların doldurduğu bu formları daha sonra tamir bakımcılar okur ve sorunları giderir. Sonra da formun alt kısmına gerçekleştirilen düzeltici faaliyeti yazarlar ve pilotlar bir sonraki uçuştan önce bu formları ve tamircilerin notlarını okur. Yer personelinin ve tamir bakım personelinin espri anlayışı olmadığını söylememek gerekir. Aşağıda QUANTAS pilotlarının gerçek arıza ve şikayet bildirimleri ve tamir bakım mühendislerinin tamir sonrası cevapları yer almaktadır. Bu arada, Quantas havayolları kurulduğu günden bugüne dek hiç kaza geçirmemiş tek büyük havayolu şirketidir.

P = Pilotun arıza bildirimi.
S = Tamir bakımcının tamir sonrası notu.

P: Sol iç tekerleğin kısmen değiştirilmesinde fayda var.
S: Sol iç tekerlek kısmen değiştirildi.

P: Test uçuşu OK, fakat otomatik iniş biraz sert.
S: Bu uçakta otomatik iniş sistemi yok.

P: Kokpitte bir şey gevşemiş.
S: Kokpitte bir şey sıkıştırıldı.

P: Ön camda ölü böcek var.
S: Canlı böcek sipariş edildi.

P: Otomatik pilotu sabit yükseklikte uçuşa ayarlayınca dakikada 100 metre alçalıyor.
S: Böyle bir problem gözlenmedi. (uçak yerdeyken test edilmiş)

P: Sağ tekerlek hidroliğinde yağ kaçağı olduğunu gösteren bir yağ birikintisi var.
S: Yağ birikintisi temizlendi.

P: DME''nin volümü inanılmayacak kadar yüksek.
S: DME''nin volümü inanılabilir seviyeye ayarlandı.

P: Gaz manivelası kilitleri kapatılınca manivela yerinden oynamıyor.
S: Kilitler zaten o işe yarar.

P: IFF çalışmıyor.
S: IFF, OFF konumundayken asla çalışmaz.

P: Sanırım camda çatlak var.
S: Sanırım haklısın.

P: 3 numaralı motor kayıp.
S: Biraz araştırınca motorun sağ kanatta takılı olduğu anlaşıldı.

P: Lövyeyi ileri itince uçak saçmalıyor.
S: Kendine çeki düzen vermesi, doğru dürüst uçması ve ciddi olması için uçağa ihtar verildi.

P: Radardan mırıltılar geliyor.
S: Radar havlaması için yeniden programlandı.

P: Kokpitte fare var.
S: Kedi install edildi.
 
sinan gülbudak
EVLENME TEKLİFİ



Bir gece.. Genç kız evine biraz üzgün dönmüştü...

Annesine;

"Bir saat önce Kemal evlenme teklif etti" dedi...

Annesi;

"Peki, neden böyle üzgün duruyorsun o zaman?" diye sordu...

"Kemal ateist olduğunu itiraf etti. Anne.. Cehennemin varlığını bile

inkar ediyor"...

Annesi cevap verdi...

"Sen yine de evlen kızım... İkimizin arasında kalsın... Nasıl olsa kısa

zamanda yanıldığını ispatlarız biz ona".

 
gülay göktaş
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur,

Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur,

Sâdıkâne belki ol alemde serdar olur,

Yâr olur, ağyâr olur, serdar olur, dîdâr olur.

 
cem canönde
Aşağıdakiler mahkemelerde avukatlar tarafından sorulmuş sorulardan derlenmiştir.

1. "Uykusunda ölen bir insan, ertesi günün sabahına kadar bunun farkına varamaz, değil mi doktor?"

2. "En genç olan oğlunuz, hani su 20 yaşında olan, kaç yaşındaydı?"

3. "Resminiz çekilirken orada mıydınız?"

4. "Yalnız mıydınız, yoksa kendi başınıza mıydınız?"

5. "Savaşta öldürülen kardeşiniz miydi yoksa siz miydiniz?"

6. "Sizi öldürdü mü?"

7. "Çarpışma esnasında araçlar arasında ne kadar mesafe vardı?"

8. "Oradan ayrılana kadar orada mı kaldınız?"

9. "Kaç kere intihar etmeyi başardınız?"

10. Soru: "8 ağustosta mı hamile kaldınız?"

Cevap:"Evet."

Soru: "peki o anda siz ne yapıyordunuz?"

11. Soru: "Üç çocuğunuz var, değil mi?"

Cevap: "Evet."

Soru: "Kaçı erkek?"

Cevap: "Erkek yok."

Soru: "Hiç kızınız var mi?"

12. Soru: "Merdivenler alt bodruma iniyor dediniz, değil mi?"

Cevap: "Evet."

Soru: "Peki bu merdivenler yukarı da çıkıyor muydu?"

13. Soru: "Bay ___, geçen yaz kusursuz bir balayına çıktınız, değil mi?"

Cevap: "Evet, Avrupa'ya..."

Soru: "Eşiniz de sizinle geldi mi?"

14. Soru: "İlk evliliğiniz niçin sona ermişti?"

Cevap: "Ölüm sebebiyle."

Soru: "Kim ölmüştü?"

15. Soru: "Şüpheliyi tarif edebilir misiniz?"

Cevap: "Orta boyluydu, sakalı vardı."

Soru: "Erkek miydi yoksa kadın mi?"

16. Soru: "Bugüne kadar kaç ölü üzerinde otopsi yaptınız, doktor?"

Cevap: "Bugüne kadar ki bütün otopsilerimi ölüler üzerinde yaptım."

17. Soru: "Bütün cevaplarınız sözlü olmak zorunda, anlaştık mi?

Şimdi, hangi okula gidiyorsunuz?"

Cevap: "Sözlü."

18. Soru: "Otopsiye başladığınız zamanı hatırlıyor musunuz?"

Cevap: "Aksam 8:30 civarında başladık."

Soru: "Bay___ o esnada ölü müydü?"

Cevap: "Hayır, sandalyeye oturmuş neden otopsi yaptığımı merak ediyordu."

19. Soru: "İdrar örneği verme imkanınız var mi?"

Cevap: "Kendimi bildim bileli yapabilirim."

20. Soru: "Otopsiye başlamadan önce Bay .....'nin nabzına baktınız mi doktor?"

Cevap: "Hayır."

Soru: "Kalbini dinlediniz mi?"

Cevap: "Hayır."

Soru: "Nefes alıp almadığını kontrol ettiniz mi?"

Cevap: "Hayır."

Soru: "O halde siz otopsiye baslarken Bay ___ hala yaşıyor olabilir, değil mi?"

Cevap: "Hayır."

Soru: "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz, doktor?"

Cevap: "Çünkü adamın beyni masamın üstünde bir kavanozun içindeydi."

Soru: "Yine de hasta hala yasıyor olamaz mıydı?"

Cevap: "Evet, hatta şu anda bir mahkemede avukatlık yapıyor olabilirdi.
 
ali özdoğan
4 tane üniversite öğrencisi, uyanamadıkları için matematik
finaline geç kalırlar ve okula gidince hocaya arabalarının lastiğinin
patladığını söylerler... Hoca ilk basta inanmaz ama öğrencilerinin
yalvarmalarına dayanamayarak, onları 3 gün sonra sınav yapacağını söyler.
Sınav günü gelince hoca, 4 öğrencinin hepsini bos bir salonun ayrı ayrı
köşelerine oturtur.
Sınav geçme sistemi şöyledir: 100 üzerinden 50 puan alan herkes
sınavı geçebilir... Hocanın hazırladığı sınavda ise ön sayfada 10'ar
puanlık 4 tane basit matematik sorusu vardır... Bunları kolayca çözerler.
Arka sayfada ise 60 puanlık 1 soru vardır: "Hangi lastik
patladı?":)))))
 
Necdet Ergün
IQ Kaç??



Adamın biri bara girer ve kendisine bir içki söyler. Barmen bir robottur. Adama mükemmel hazırlanmış bir kokteyli çabucak servis yaparken sorar:

"IQ'un kaç?"

Adam "150" diye cevaplar...

Robot adamın IQ seviyesine göre sohbete başlar, uzun uzun Quantum fiziği, küresel ısınma, biyoteknoloji, ekonomi, insanlığın seksüel gelişimi üzerine konuşur.

Adam robotun bilgisinden etkilenerek kendi kendine "Bu gerçekten inanılmaz" diye düşünür ve robotu denemeye karar verir. Bardan kalkar, tekrar kapıdan girer bara gelir ve yeni bir içki söyler. Robot yine mükemmel hazırladığı içkiyi çabucak servis yapar ve sorar:

"IQ'un kaç?"

Adam "100 civarı" diye cevaplar.

Robot bu kez uzun uzun sohbete başlar ama bu kez futbol, borsa, arabalar, rakı ve göğüsler hakkında sohbet açar.

Çok etkilenen adam robotu bir kez daha test etmeye karar verir ve tekrar kalkar. Yeni bir müşteri gibi bara yaklaşır bir içki daha söyler. Robot çabucak servis yaparken sorar:

"IQ'un kaç?"

Adam, "Mmm, sanırım 50 civarı" der.

Bunun üzerine robot, adama son derece yavaş bir biçimde şu cevabı verir:

"Ya... ni... Yi... ne... Tay... yip'e... oy... ve... re... cek... sin... de... se... ne!"
 
murat erkan
Amerika'da adamin biri işine giderken birden anormal bir trafiğin içine düşer, ama trafik bir milimetre bile kıpırdamamaktadır. Bir süre sonra arabasının yan camına birisinin tıkladıgını görür ve camını açar.
-Ne var, ne olmus acaba?
-Teröristler Bush'u kaçırmışlar.... Eğer 1 Milyar dolar verilmezse,üzerine benzin döküp yakacaklarmış.
-Haa şimdi anladım bu trafiği...
-Yaa işte onun için herkesten biraz yardım topluyoruz.
-insanlar ne kadar veriyor ortalama olarak ?
-Valla yaklaşık olarak 5'er litre...!!!
 
gülay göktaş
KAZ GÖNDERECEM....

Çok soğuk bir kıs günü padişah, tebdil'i kıyafet gezmeye karar
vermiş.Yanına baş vezirini alıp yola cıkmış. Bir dere kenarında çalışan
yaşlı bir adam görmüşler.. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek
tabaklıyormuş. Padişah, ihtiyarı selamlamış.

" Selamunaleykum ey pir'i fani..."
" Aleykümselam ey serdar'i cihan..." Padişah sormus.

" Altılarda ne yaptın ?"
" Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor..." Padisah gene sormus.

" Geceleri kalkmadın mı ?"
" Kalktık...Lakin, ellere yaradı..." Padişah gülmüş,

" Bir kaz göndersem yolar mısın ?"
" Hem de ciyaklatmadan..." Padişahla başvezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuslar.
Padişah başvezire dönmüş;

" Ne konuştuğumuzu anladın mı ?"
" Hayır padişahım..." Padişah sinirlenmiş.
" Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelle ni alırım." Korkuya
kapılan başvezir, padışahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına
dönmüş. Bakmiş adam hala orada çalışıyor..
" Ne konuştunuz siz padişahla...? " Adam, başveziri şöyle bir süzmüş.
" Kusura bakma,bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim.."
Başvezir, yüz altın vermiş.
" Sen padişahi, serdar'i cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah
olduğunu.."
" Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi.."
Vezir kafasını kaşımış.
" Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek..." Adam,
bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.
" Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü
çalışıyorsun, diye sordu.
Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da
kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim." Vezir bir soru daha sormuş...
" Geceleri kalkmadın mı ne demek?" Adam bir yüz altın daha almış. "
Çocuklarin yok mu diye sordu..Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına
yaradılar, dedim..." Vezir gene kafasını sallamış.
" Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek..." Adam gülmüş
" Onu da sen bul...))))"
 
can
Bir Amerikali, bir Ingiliz ve bir Irakli kahvede oturmus cay iciyorlar. Amerikali cayini bitirince bardagi havaya firlatmis, silahini cikarip bardaga ates edip parcalamis: "Bizde bardaklar o kadar ucuzdur ki biz Amerika'da ayni bardakla iki kere cay icmeyiz"
Ingiliz de bunun üzerine cayini bitirip bardagi havaya firlatmis ve ates ederek bardagi parçalamis: "Bizim Ingiliz kumsallarinda bardak yapacak cam icin o kadar cok kumsal
vardir ki, ayni bardakla iki kere cay içmeyiz"
Bunun üzerine Irakli da çayini bitirmis, bardagi havaya firlatmis, silahini çekip Amerikali ve Ingilizi vurup öldürmüs: -"Bagdat'ta bu Ingiliz ve Amerikalilardan o kadar cok var ki, biz ayni adamlarla oturup iki kere cay icmeyiz..."

 
Zeki Elguş
Teskere zamani yaklasmistir. Ayni tertip askerlerden bazilari oturup bir karar alirlar. Bir daha saf asker Mehmet'e ayak isleri yaptirmayacaklardir. Karari Mehmet'e açiklarlar. Bu habere çok sevinen Mehmet yine de dogrulatmak için tek tek sorar: - "Sen Ali, ayakkabilarini bana boyattirmayacaksin degil mi?" - "Evet." - "Sen Osman, benim sigaralarimdan otlanmayacaksin degil mi?" - "Otlanmayacagim." - "Sen Hasan, çoraplarini bana yikattirmayacaksin degil mi?" - "Yikattirmayacagim." Herkesten gerekli yaniti alan Mehmet: - "Iyi, ben de bundan sonra karavanalarin içine isemiyecegim.."
 
1 | 2 | 3 | 4
Siz de Yazın